takıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
takıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2012 Pazartesi

Hiç Değişmeyeceğim

Görümcemin nişanı vardı hafta sonu ve ben her zamanki takıntılarımdan hiçbir şey kaybetmediğimi yeniden anladım. Daha nişandan birkaç gün önce, saat 19:00’da başlayıp gece yarısına kadar sürecek olan nişanda kızımın nasıl o saate kadar dayanacağını düşünüp durdum.
Kızım saat 20:00-21:00 civarı uyuyor genellikle. Eğer o günkü uyku düzeninde bir değişme olmadıysa ya da bir sıkıntı yoksa sistemimiz böyle. Eğer ki uyku saati biraz kayarsa yavaş yavaş cozutup, uykusuzluktan sıkıntılı bir hal alıyor.
Yalnızca bir gececik olsun, bu çileyi çekelim demeliydim belki de ama diyemedim. Diyemiyorum daha doğrusu. Kendimi ne kadar zorlasam da, kızımın uyumadığı uyku içime dert olup çıkıyor her zaman ve ben 18 aylık annelik hayatımda bunu bir türlü aşamadım.

15 Şubat 2011 Salı

Biz Neden Böyleyiz?

Bu sıra blog okudukça coşuyorum sanırım. Neşelihaller’in yazısı bu sefer de bana biz neden böyleyiz dedirtti. Bazen yorulduğumu hissediyorum hem de fazlasıyla. Bu kadar detaylı ve ince düşünmek aslında tahmin edilemeyecek kadar zor. En azından bana çok zor geliyor. Çoğu zaman fazlasıyla kendimi kasıyorum ve öyle bir an geliyor ki devrelerim yanıyor. Artık yeter! lerdeyim ben bu sıra. Her yediği özel olmalı bir defa, meyvesi-sebzesi özenle seçilmeli hatta mümkünse uygulanacak karışımlardaki vitamin değerleriyle ilgili de en azından özet bir bilgi sahibi olunmalı. Gündüz ve gece yatması gereken saat neyse o saatte yatmalı. Hele ki standardı 1 saatten fazla geçerse saçlar hafif hafif dikleşmeye başlayıp, delirme saatleri başlamalı. Gece yemesin ne olur yemesin diye elinden gelen ardına konulmamalı. Hatta mümkünse elinden gelmeyen de ortaya konmalı. Yediği içtiği miktarlar günlük ortalama değerlerin altına düşerse yine üzgün yüz ve stres yapmalı. Kayınvalidemin yaptığı gibi çoraplar pijamanın içine sokulmamalı hatta o soktukça ısrarla tarafımdan çıkarılmalı. Hayır asla ama asla yastıkla yatmamalı hatta yokluğumda yatırılma ihtimalini %0’a indirmek için evdeki bebek yastığı dolabın en ücra köşesine tıkıştırılmalı. Kucakta su içirilmemeli, böyle bir eylemde bulunulursa şiddetle engellenip oturtulduktan sonra içirilmeli.
Oysa dün tüm bunları bir kenara bırakıp yemeğin suyuna bandığım minicik hatta o kadar minik ki yarım metre öteden gözle görülmesi imkansız olan ekmeği ağzına verdiğimde yüzünde şaşkın ama mutlu bir ifadeyle bunu yiyen ve aynı eylemi üç kere tekrarlayınca o şaşkın ifade gidip daha da daha da diye yüzüme bakan ama benim aaaaa dahası da olmaz artık tarzındaki yaklaşımımla hadi şimdi muhallebi vakti dememle muhallebiyi yüzüme püskürten kızım sanki bana “anne ne olur kendini de beni de yıpratma ne olur yesem ölür müyüm Allah korusun” tavrıyla beni düşünmeye sevk etti.
Sıkıldım hem de fazlasıyla. Tıpkı süt kızımın annesi gibi bende en sonunda kendim için yaptığım şehriyeli tavuk çorbasından 1 tabak yedirip rest çekeceğim bu duruma. Sanki böyle yapsam içimdeki o gıcık kuralcı ve çok bilmiş anneye karşı büyük bir zafer kazanacağım.
Ama şunu da çok iyi biliyorum ki ben bunu asla yap(a)mayacağımJ

Güncelleme: Geçenlerde kızıma kaynatılıp soğutulmamış olan yani direk bizim içtiğimiz sudan içirdiğini gördüğüm ayşe anneciğime verdiğim tepki hala aklımda. Ona sanki kızımı öldürüyormuş gibi davrandığım için pişmanım:)

18 Ocak 2011 Salı

Annelik Takıntılı Bir Durum

Ben artık anneliğin biraz da takıntılı bir durum olduğunu düşünmeye başladım ama takıntılılığın en güzeli bu olsa gerek. Neden böyle düşündüm peki? Çünkü annelikle birlikte değişen duygu dünyam, düşüncelerim, bakış açım ve kazandığım yeni yeni huylar hatta bazen kendimi tanıyamamam beni artık buna inandırmaya başladı.
Annelikle beraber insan inanılmaz bir sevgiyle tanışıyor önce. Yeryüzünde hiç kimseye duyamayacağı kadar büyük bir sevgi ve eğer kocama aşığım diyorsa bir insan, evlat sevgisi aşkında ötesinde bir şey. Böylesine sevmek, görür görmez bağlanmak, asla vazgeçemeyeceğini bilmek, ilk görüşte aşkın ne demek olduğunu derinden hissetmek, onun her üzüntüsüyle ondan fazla üzülüp her sevinciyle ondan fazla sevinmek… işte bütün bunlar bence normalin çok üstünde duygular. Üstelik bu duyguları sadece anneler hissedebiliyorsa eğer anneliği ayrı bir kulvara almak gerekiyor.
Peki ya annelikle beraber insana gelen paranoyaklık. En ufak bir şeyde ortalığı velveleye vermek, bir ağlaması için en az beş tane sebep üretebilmek, yaptığı hareketleri neden yaptığını, yapmadıklarını neden yapmadığını sürekli sorgulamak, hep acabalarla yaşamak, her an gözetim altında tutup üzerinde derin derin düşünmek… ben ki hayatımda paranoyaklığın ucundan geçmemiş, son derece rahat, takıntısız insan bile gerçekten artık kendime inanamıyorum.
Bir de mükemmeliyetçilik takıntısı var tabi. Hiç kimsenin mükemmel olamayacağını bilir insan. Herkesin hataları, fazlaları, eksikleri vardır. Herkesin çok iyi olup çok da kötü olduğu bir şeyler vardır mutlaka. Ama bir anne bu gerçeği ne kadar bilse de hep çocuğunun en iyisi, en mükemmeli olmasını ister. Her anne kendini mükemmel bir insan evladı yetiştirmeye aday görür. Eminim herkes karakteriyle, zekasıyla, davranışlarıyla son derece düzgün bir insan yetiştirmek ister. Ben böyleyim en azından bunu biliyorum. Ama şöyle mantıklı düşünüldüğü zaman her yönüyle dört dörtlük bir insan yetiştirmenin pek de mümkün olmadığını ve mutlaka ki her insanın bir yerlerde eksik olma ihtimali olduğunu bilir insan. Bir kere şöyle kendine bakıp düşününce bunu görmemek mümkün değil. Ama işte annelik ve ben yine de buna inanıyorum, çabam hep bu yönde olacak.
Bir insanın yediğini, içtiğini, giydiğini kendinden fazla düşünmektir annelik. Bazen akşam ne yemiştim diye düşünür insan hatırlayamaz ama çocuğunun ne yediğini asla unutmaz. Çocuğuna ne yedirmesi gerektiğini her ayrıntısına kadar hesaplar, ince ince düşünür alması gereken vitaminleri. Hatta bazen o kadar pimpirikli olur ki her yedirdiğinin ne kadar sağlıklı olduğunu sorgulamaya başlar. Aman organik olsun der, aman evde hazırlamak daha sağlıklı der ve dışarıdan hazır olarak aldığı her şeyin içindekiler kısmını mutlaka okur ve bu da aslında bir takıntıya dönüşür yavaş yavaş. Kızımın yiyeceğini düşündüğüm kadar kendi yediklerimi düşünmem, eğer kendi yediklerimi de onun ki kadar düşünmeye başlasam başımdan dumanlar çıkmaya başlar, imha olurum. Bir de giydirme olayı var tabi, onun giydiği her şeyin sağlıklı olması, sağlıklı yıkanması ve hava koşullarına göre en iyi şekilde giyindirilmesi… yine onun giyimini düşündüğüm gibi düşünmedim hiç kendimi bugüne kadar. Ama hatırlarım annem de her dışarı çıkışımda hava soğuksa sıkı giyin diye koştururdu peşimden, atkı falan tutuştururdu elime. İşte şimdi çok iyi anlıyorum onu.
Bir anne çocuğuna aldığı her oyuncağı sorgular. Sağlıklı bir ürün mü diye düşünür önce, zeka gelişimine faydası nedir diye hesaplar. Bir oyuncak seçerken bile o oyuncak üzerinde böylesine düşüneceğim hayalimden geçmezdi.
Bütün anneler böyle midir bilmiyorum, belki de herkes bu kadar takmıyordur. Ama benim gibi olanlar da vardır mutlaka belki benden daha fazla takıntılısı da. Sonuçta; bu benim anneliğimJ

15 Ocak 2011 Cumartesi

Bilgi Yorgunuyum

Günümüzde anneliğin daha zor olduğuna inananlardanım ben. Çoğu insan kolay olduğunu iddia eder; sizin hayatınızda teknoloji var, sizin eliniz sıcak sudan soğuk suya girmiyor der. Oysa bizim derdimiz öyle büyük ki, biliyoruz hem de çok biliyoruz. Bizim her şeyin doğrusuyla yanlışıyla ilgili bir bilgimiz var ve biz bu doğru yanlışlar üzerine kurmaya çalışıyoruz çocuk büyütmeyi. Peki bu ne kadar doğru ne kadar yanlış?
Bazen yorulduğumu hissediyorum. Ne olurdu bilmeseydim uyku rutini denen kavramı. İyi ki biliyorum tabi ama uyku düzeninin önemini bilimsel olarak açıklayacak kadar derin bilmek bu olayı fazla kasmama ve kızım her düzeni bozduğunda hafif sıyırtmama neden oluyor çünkü biliyorum. Yemek düzeninin önemini biliyorum, aileyle beraber yemeğe alıştırmanın önemini, elinde tabakla peşinden koşmanın kocaman bir yanlış olduğunu, yemediğinde zorlamamak gerektiğini ve bu konuda kuralcı takınmanın gerekliliğini vs. biliyorum ve kızım bir öğün yemediğinde, az yediğinde ya da o öğünü fırsatsızlıktan geçiştirdiğimde içimde derin bir huzursuzluk duyuyorum çünkü biliyorum. Tuvalete alıştırmanın bezden kurtulup rahata ulaşmak için önemli bir adım olmasına rağmen, bunun erkenden yapılmasının sakıncalarını, aslında eskilerin tam tersine onlara göre oldukça geç bir yaşta olması gerektiğini çünkü bebeklerin 2 yaş civarı biyolojik olarak buna hazır olduklarını biliyorum. Bebeği bir kenara bırakıp TV açıp, oyuncaklarını önüne serip daha rahat yaşamanın, işine gücüne bakmanın avantaj gibi görünse de TV’nin bebeklere olan zararını (3 yaşa kadar izlettirmem deyince herkes bana gülüp dalga geçiyor ki bence çok acı) ve bebekle birebir konuşa konuşa, gözgöze, dizdize ilgilenmenin onun gelişimi için ne kadar önemli olduğunu biliyorum.
Bu bilmeler hiç bitmez bunu da biliyorum. Bunca bilgi eğer ki bilmesem benim için daha büyük bir rahatlık olur evet, hiçbir şeyi dert etmeden takılırım kafama göre evet, bilmediğim için her eksiklikte içimdeki o büyük huzursuzluğu duymam evet…. AMA İYİ Kİ BİLİYORUM. Bu yazının başlığıyla sonu çok tezat olacak ama ben bu yorgunluğa razıymışım bunu fark ettim. Daha çok bilmek ve daha çok yorulmayı umuyorum. Bu bilmeler bizlere mükemmel insan yetiştirmemiz için yeterli değildir eminim ama en azından yolunda bulunuyoruz.. hem de fazlasıyla..

10 Ocak 2011 Pazartesi

Bir annenin bitmek bilmez telaşı...

Ağlasa neden ağladı, ağlamasa neden bu kadar suskun, yemese aman Allah'ım, yese acaba doydu mu, doysa susamış olabilir mi, susasa ne kadar su vermeliyim, ay bu verdiğim şey kabız yapar mı, kabız yapmazsa ishal yapar mı, iki kat mı giydirsem tek kat mı, yok ben en iyisi külotlu corap giydiriyim, yok o çok sıkıyo tek kat rahat, ay küçük çorapları bileklerini mi rahatsız ediyor ya bilekleri ince kalırsa, ay niye terledi şimdi bu, çamaşırlarına yumuşatıcı kullansam mı kullanmasam mı, bu ay ki gelişimi nasıl hop hop hoplayıp zıp zıp zıplıyo mu, eline verdiğim şeyi tam kavraması lazım ama artık, ay bu kaç derece açıyla dönüyo, yorganı fazla örtme yüzüne çeker nefessiz kalır, sallasakta mı uyutsak sallamasakta mı, bakıyım ateşi var mı, eyvah doktor muayenesi var kacırmayalım, kaç kilo oldu acaba bu ay, ha bi de boyu ne kadar uzadı ki, bi de kafasını ölçmek lazım, bıngıldak ne alemde aman erken kapanmasın, ya geç kapanırsa D vitamini versem mi, bu kız kusuyor demir ilacından mı, yoksa yediği bişey mi dokundu, yok yok kesin bişey var hasta bu, doktor doktor gezilir kimi zaman hiçbişey çıkmaz önce sevinilir sonra ben biliyodum zaten denir:)))sebzesine zeytinyağını katsam mı katmasam mı, aman elmadan kabız oluyo dikkat etmek lazım, muhallebiyi versem mi vermesem mi, artan yemeğini ikinci güne saklasam mı saklamasam mı, yoğurdu devam sütüyle mi, inek sütüyle mi, keçi sütüyle mi mayalasam ama keçi sütü daha iyiymiş en iyisi keçi sütü olsun ay bi de kefir çıktı şimdi kefir de kullansam mı, labne peyniri mi normal peynir mi ama labne peyniri olsun yok yok keçi peyniri daha iyiymiş, meyve suyu mu meyve püresi mi, iyi de bu kız meyve sevmiyo galiba....  annelik işte böyle uzar gider bu sorular:)