1 Ekim 2012 Pazartesi

12+7

Oğlumun bir hayat felsefesi var. Bebek deyip geçmiyorum ve olduğuna inanıyorum. Yalnız bu felsefeden zaman içinde vazgeçip değiştireceği yönünde umudum var. Şöyle ki; hayat ya anneyi emerken ya da pozitif elektrik aldıklarımın kucağında güzel. İşte bu felsefeden olacak, “koyduğum yerde 5 dakika durmuyor bu bebek” diyengillerdenim. Böyle bebeklere kucakçı da diyorlar ama nedense o sıfat bana itici geliyor. Kucağı seven, insan sıcaklığının düşkünü diyorum ben ona.

Kızımsa tam tersi hiç kucak düşkünü olmadı yani çok şükür olmadı, yoksa nasıl geçerdi hamilelik düşünemiyorum bile. Yalnız son zamanlarda kardeşini sürekli kucakta gördüğünden olacak, "anne beni kucağına av" diyerek o da kucağıma gelmek istiyor. İyi güzel hoş da, bunu özellikle kardeşi kucağımdayken yapıyor oluşu zor çünkü bir tarafımda kardeş, bir tarafımda o olunca, hele bir de hanımefendinin belirlediği koordinatları tek tek gezerken belim ağrımaya başlıyor. Hele ikisinin toplamda 19 kilo civarı olduğunu düşünürsek.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Kızım ve Oğlum

Her çocuk birbirinden farklı olurmuş, her kardeş de öyle. İki kez anne oldum ve her ikisinin hamileliğinden doğumuna, doğumdan sonraki yaşayıp yaşattıkları o kadar farklıydı ki.

İkinci hamileliğim ilkine göre oldukça ağır geçti. Hep bir ağrım, hep bir sızlanmam oldu. Kızım 40 haftayı tamamlayıp bizi 4 gün fazladan bekletmesine ragmen, oglum sabırsız çıktı. 36 haftaya 3 gün kala geldi dünyaya. Kızımı da normal doğumla dünyaya getirdim oğlumu da.İlk anda gördüm ikisini de ve hemen yanıma getirdiler, gözyaşlarıyla kokladım ama kızım doğum sonrası odama getirilip yarim saat sonra emzirmeme rağmen, oğlumu dört gözle odada beklerken küvöze gittiği haberini aldim.

13 Eylül 2012 Perşembe

Gelgitlerim


Çocuklarımı seviyorum hem de canımdan çok. Varlıklarından da en ufak bir şikayetim olamaz elbette ama bu iki çocuklu olma durumu benim dengelerimi gerçekten bozdu. İki çocuğumun da bu kadar yakın yaşta olması çok istediğim bir durumdu oysa ama değişen hayatım, artan sorumluluklarım beni zaman zaman bunalıma sevkediyor. Önüm, arkam, sağım, solum, dört bir yanım çocuk. Sadece iki çocukla kendimi kreşte gibi hissediyorum.
Bu durumu algılama biçimi, kabullenme, duygu dalgalanmaları kişiden kişiye çok değişir eminim. Herkesin farklı yaşam biçimleri, sosyal hayatları var ve işte tam da bu noktada düğümleniyor her şey benim için.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Aynı Anda Gülen İki Melek


Bu sıra her anımdan hüzün fışkırıyormuş gibi bir havaya büründüm ama yok canım o kadar da değil. Tamam moralim bozuluyor bazen, malum yeni doğum yapmış anne sendromu da üzerimde, kıyıdan köşeden armudun sapıyla üzümün çöpüne de takıyorum, bir de yaşadığım gerçek üzüntülerle bir araya gelince oturup sıkıntılı sıkıntılı yazıyorum.
Bir de bu sıra iyi ve güzel olan şeylerden bahsetmeye korkuyorum. Sanki dokunsam büyü bozulacak aman nazar değmesin misali;) Sonuç itibariyle iki çocuklu bir anneyim. Eşimi de yanıma çekip dörtlü fotoğraflar çekmek en büyük hobim. Gerçi eşim bu dörtlünün bir arada poz vermesinden fena halde rahatsız çünkü amacın geleceğe bırakılan değerli bir anı olması dışında benim kendimi tutamayıp fotoğrafları internet aleminde paylaşmamdan muzdarip. Bende bir de internet bağımlısı anne sendromu var ki geçeceğini hiç sanmıyorum.

28 Ağustos 2012 Salı

Sustum Yine Saygımdan

Uzun zamandır ilk kez derin düşünme fırsatı buluyorum. Vakitsizlikten değildi bugüne kadar ki düşünemeyişim, aklım, beynim o kadar karışık ve allak bullaktı ki yeni yeni şeffaflaşmaya başlıyor. Öyle ya da böyle ikinci bir çocuk, iki çocuğa birden yetebilme mücadelesi, anneliğin getirdiği sorumluluğun insanın içinde açtığı çıkmazlar ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayışı; hayallerin bile. Bir anda çok ciddi bir yükseklikten yere çakılmak gibi bir his, güzel duyguların yanında yaşattığı akla ziyan karmaşıklıklar. Herkes için geçerli olmayabilir belki ama bana epey ağır geldi.

21 Ağustos 2012 Salı

Ah Olaydın..


Keşke gitmeseydin.. Gitmeseydin sen, olduğum yerde olmasaydım da olduğum yerde kalsaydım. Ne gariptir ki tüm kazandıklarımı vermeye razı olurdum hiç olmamışçasına. Senden sonra bana katılan her bir şeyi yok sayardım ah olaydın. Sen olaydın ben dünde kalmaya razıydım, bugün yanımdakilerle değil dünkü yalnızlığımla olmaya, senli tek kalmaya. Hayat da sendin, aşk da, dost da...

Ah olaydın sen, sen olaydın ben bugünümü yok saymaya razıydım.. Razıydım..

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Annelik Girdabı

Üzerimde bir atalet var atamadım bir türlü. Tabi atalet deyince yatış yapıyormuşum gibi anlaşılmasın aksine bol bol aktivite içinde atıl kalıyorum. Artık çoluk çocuk şöyle, iki çocuklu hayat böyle, oğlum uyumaz, kızım vah kızım vs. gibilerinden dert yanmaktan da sıkıldım. Kendimden de sıkıldım yani hep aynı şeyleri tekrar ediyorum. Evet bu sıra her gün aynı filmi çeviriyorum ama kendimle beraber çevreyi de sıkmasam iyi olur.

Sahi nerede kalmıştım. Ahhh bir türlü veremediğim tezim. Oğlumun erken doğması sebebiyle bitiremediğim master hayatım. Daha kızıma hamileyken başladığım yılan hikayesine dönen eğitim aşkım. Özledim hem de öyle böyle değil.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir Mücadeledir O; "Sadece Anne Sütü"

Bu dünyada bazı şeyler vardır ve başa gelmeden bilinmez ya hani. Bilinse de yaşamadan anlaşılmaz, içine girmemiş birinin uzaktan söyledikleri kuru bir teselli kalır ya hani. İşte annelik de tam olarak bu gruba dahil kanımca. Az da olsa çevresinde görüp bilenler ve yeni bir annenin yaşadıklarına şahit olanlar bile ucundan kıyısından anlar yaşananları.

Kızımı o sırada bulunduğum zaman ve mekan koşullarının ruh halimin normal kalabilmesine uygun olmaması sebebiyle 1 aya yakın emzirebilmiş ve 1,5 ay anne sütünü takviyelerle verebilmiş bir anneyim ben. Dolayısıyla öyle çok da bir emzirme tecrübem olduğu söylenemez.
Emzirmenin cidden bir sabır işi olduğunu, bir fedakarlık olduğunu ve gerçek bir mücadele olduğunu ikinci çocuğumda anladım. Bahsettiğim salt emzirmek yani öyle arada bir iki şişe mama takviyesi yapıp nefes alma rahatlığına erişmemek. Eminim bu işi çok kolay kotaranlar, hatta abarttın sende altı üstü emzirmek diyenler de vardır ama aynen tarif ettiğim gibi yani aynen benim gibi bu işi bir mücadele gibi büyük bir emekle sürdürenlerin de sayısı çok fazla biliyorum.

10 Temmuz 2012 Salı

Büyüdün Kızım Sen

Büyüdün evet ve hatta daha küçücük bir bebekken, ellerin avuc içimde kaybolurken hala abla oldun. Hızına yetişemediğimiz nankör zaman o minicik yeni doğmuş pamuk halini benden hızla çalıp götürdü. Öyle ki ben o unuttugum süt kokunu kardeşin doğunca yeniden hatırladım. Kardeşini koklarken de seni kokladım yeniden ve bu koku hiç mi değişmez diye iç geçirerek sızlandım.

O mis kokunuz var ya o kokunuz... İşte o kokuya bir değil bin kez anne olur insan. Sadece o kokuya olan hasretinden defalarca anne olmayı diler. Tum zorluklar o süt kokusunu her koklayışta unutulur gider. Bugünlerde seni kardeşinin süt kokusunda yeniden anarken, bazen bunalan ve değişen ruh halimin hızla düzelişi bundandır.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Öyle Değil Böyle, Yok Öyle


“Çok sayıda çocuk sahibi olup durumu başarıyla kotaran insanlar biliyorum. Peki ben niye sadece iki çocukla perişan bir hale geldim? Abartmıyorum çünkü çok acıklı durumdayım. Beynim, duygularım, her seyim allak bullak ve etrafımı da allak bullak hale getirecek kadar vahim durumdayım.

Düşe kalka yürümek gibi bir şey bu, tam hadi kalktım şimdi hatta sağlam basıyorum bak derken yeniden tökezliyorum. Yok yok ben bu iki çocuklu hayatımdaki beni aslında hiç toparlayamımışım. Sadece bir an kalkıp yürüyünce toparladım sanmışım.